mem

BİYOGRAFİ

GİRİŞ

İHTİYAÇLAR ve KAYNAKLAR

MİLLİ EKONOMİ MODELİ'NDE İNSAN

PARA NEDİR?

VERGİ

EMİSYON

SENYORAJ

FAİZ

DIŞ TİCARET

SONUÇ

Uluslararası Milli Ekonomi Modeli Kongresi '05 Kapanış Konuşması /
Prof. Dr. Haydar BAŞ
Türkçe English Russian German

Uluslararası Milli Ekonomi Modeli Kongresi '05 Sonuç Bildirgesi

Uluslararası Milli Ekonomi Modeli '07 Heidelberg Almanya kongresi görüntüleri






ONLINE: 36

Prof.Dr. Yuri QOVRİLETS, Moskova Devlet Üniversitesi
Davet ettiği için Yönetim Kurulu’na teşekkür ederim!
Prof. Dr. Haydar Baş’ın bu çalışması çok yönlüdür.
Dikkatimi modelin bilhassa bu özelliği çekti.

Bu çalışmada ekonomi sorunları, uluslararası ekonomik ilişkilerin sorunları ve sosyal adalet sorunları tam ve ayrıntılı olarak tetkik ediliyor.
Konseptin kendisi de entelektüel merakı celp ediyor.

“İnsan İhtiyaçları sınırlı, kaynaklarsa sınırsızdır” cümlesi Haydar Baş’ın baş konseptidir.

Bence, pek çok mana işte bu kesin olarak belirtilmiş düşünce formülünde toplanmıştır. Bir de bu formülü doğru anlamak gerekir.

Ben her şeyden önce geniş manalı konseptin tam da bu kısmı üzerinde durmak isterim. İnsanın sınırlı ihtiyaçları ne demektir?

Herkesin malumudur ki insanoğlu dışarıdan tahsil edilen üç nesneye ihtiyaç duyar. Bunlar: madde, enerji ve bilgidir.

Gerçekten de insanın tükettiklerinin tamamını, ona gerekenlerin tamamını bu üç çeşit ihtiyaçta toplamak mümkün.

Bunlar: maddi nimet, ardından manevi ve kültürel nimet ki bu ikincisi işte bilgidir.

Son olarak tabii ki bu devirde enerjisiz yaşayamadığımız için enerji.
Zamanla, insan tekamül sürecinde gelişti ve bu ihtiyaçlar muhtelif şekillerle ifade edildi.

Beşeriyetin iki bin yıl boyunca katettiği gelişmeler karşılaştırılırsa, ekmek ve gösteri’nin ilk sırada geldiği Roma örneğinde olduğu gibi, Batı medeniyeti o ihtiyaçların sloganıydı.

Bu devirde bile ekmek ve gösteri ilk sıradadır.
“Ekmek” her türlü maddi ihtiyaçlardır.

Gösteri televizyondaki saçma sapan diziler ve sizler anladığınız için burada tarifi gerekmeyen şeylerdir.

Yani bu planda pek değişiklilik yaşanmadı.
Genel manzara işte budur.

Toplumun bir anlamda Haydar Baş ekonomisine göre tercihen gelişmesi için doğal olarak ihtiyaçların hangilerinin makul olduğunu ve hangilerinin makul olmadığını açıklığa kavuşturulması ve toplumun tabii gelişmesinin nasıl elde edileceğinin açıklığa kavuşturulması gerekir.

Bu yüzden şimdiki model insan Haydar Baş’a göre olan insan tipi değildir.
O tamamen farklıdır.

İnsan ruhunu reklam, medya vesair araçlarla etkileyen baskının mevcut biçimleri, insanın her şeyden önce batı dünyasında olduğu gibi kalması için rahat durmuyor.
Pek çokları açısından ilginç geleceği için reklama dair bir şeyi burada anlatmak isterim.

İnsan ihtiyaçlarını reklamlar şekillendiriyor ve tüketicilerin esiri olması için bazı kalemlerin üretimi reklam sayesinde ilk plana sıçrıyor.

Bu reklamın gücünü ve insan-bireyin bu zamandaki acizliğini gösteriyor.
Şöyle bir örnek var.

Girit Kralı Minos’un eski Yunanistan’da, bilhassa Atina’da olumsuz biri olarak sayıldığı malum.

Atinalılar her sene ona haraç olarak genç insanları Girit’e gönderiyorlar.
Sonuçta Kralın kötü biri olduğu, Atina’lıların ise iyi insanlar olduğuna dair bir kanı yerleşti.

Bir buçuk sene önce Plutark’tan şöyle bir şey okudum, Aristo da Plutark’ı doğruluyor. Plutark’ın yazdığına göre Kral Minos o kadar da kötü bir kral değilmiş, hatta zamanının ilerici reformcusuymuş. Girit onun döneminde refaha kavuşmuş. Ancak Atinalılar ve Giritli Minos arasında husumet mevcuttu.

Gerçek şu ki Atina’da dram yazarları ve şairlerin sahneledikleri piyesler aşikar bir şekilde politize olmuş ve bu krala karşı yönlendirilmiş.
Plutark açıkça şöyle yazıyor.

Cümleyi kelimesi kelimesine hatırlamıyorum ama mana şu: Tiyatro, sanatçı ve şairlerin hakimiyetleri altındaki şehirlere söven adamların işleri fena gider.
Çünkü onlar gerçeği öyle sunarlar ki her şey tiyatro sahnelerinde tam tersi olarak görünecek.

O devirlerde televizyonlar yoktu ama tiyatrolar vardı.
Demek, medyanın etkisi Eski Yunanistan’da bile o Demokratik Atina Devleti’nde bile varmış.

Devam edersem, benim tezim şöyle.
İnsanı doğru olarak yetiştirmek için piyasa televizyonunu, piyasa medyasını mağlup etmek lazım.

Ancak o zaman insanın içinde yaşadığı toplumların içinde gelişeceği, ona karşı baskı manivelalarının da zayıf olacağı fikrine ümit bağlamak mümkün.
Bir sonraki konu.

Uzun konuşmayacağım, ama Haydar Baş’ın çalışmasının değerine gerekli vurguyu yapmak istiyorum.

Para sorunu, para siyasetindeki sorunlar vesaire.
Bu eserde değerli ve yararlı olan şeyler çok.
Sormak istediğim şu.

Ekonomide insan davranışlarının modelini yaparken biz “Faydalılık Görevi” kavramından faydalanırız. Faydalılık Görevi insan tercihinin matematik modelidir.

Bu modele sadece nimet ve para dahilse, o zaman para otomatik olarak değer kazanır ve insan kendi davranışlarıyla birlikte sadece para karşılığı satın alacağı nimete değil, paraya ve onun gibi şeylere de yönlenecektir.

Bir de Prof. Dr. Haydar Baş’ın konseptinde paranın dürtücü etkisi konusunu da dikkat çekiliyor.

Haydar Baş’ın tam da bu noktadaki gayesini doğru tefsir etmek için işte bu maddeleri detaylandırmak lazım.

Bu Haydar Baş’ın ileri sürdüğü ve ilk bakışta açık gibi görünen tezlerle de ilintilidir. Onlara dikkatli yaklaşmak ve anlamını içeriğini iyice detaylandırmak gerekir.

Zira onlar bu konferans salonunda olduğu gibi iyi niyetli kişilerin bulunduğu ortamda anlaşılır oluyor.

Ama umursamaz ve olumsuz yaklaşan kişilerin bulunduğu ortamda, doğru olan bu fikirler rahatlıkla karalanabilir. Bunun için izah ve dikkatli olmak gerekir.

En fazla Haydar Baş’ın konseptinde sosyal adaletten bahsedilmesi ve onun en üste yerleştirilmesi memnun ediyor.

Sosyal adalete riayet edilmesi anlaşılır bir durum, ama bu riayet özellikle geçiş tipi toplumlarda, gelişmekte olan ülkelerin toplumları ve diğerlerinde hangi mekanizmalarla sağlanacaktır?

Burada tanımlanmış mekanizmalar lazım Doğu’da ve Batı’da.
Ayrıca Batı’da Rawles’ın Sosyal Adalet Teorisi” mevcuttur.
Önde gelen Batı’lı bilim adamlarının, elbette bilhassa Rawles’ın çalışmalarında çok değerli fikirler mevcut. Hasılı, buna ulaşmak çok zor.

Ama bu sosyal adalet mefhumunun köşe başına oturtulması çok önemli.
Mesela benim çalışmamda, hatta birkaç çalışmamda böyle mekanizmaları inceleme ve geliştirme çabası yatıyor.

Buna göre devletin yardımıyla hem de ancak ve ancak devletin yardımıyla piyasa sosyal adalet dengelemesine oturtulacak.

Çünkü piyasa dengesi, saklamadan söyleyeyim ki sosyal adaleti umursamaz ve çoğu zaman sosyal adalet ve piyasa etkinliği kavramı birbirleriyle çatıştırılır.
Ama özel algoritmaların yardımıyla, özel ekonomik ve sosyal devlet mekanizmaları yardımıyla, şimdilik teorik düzeyde olsa bile ekonomik güç sosyal adaletin beraberinde olacak.

Maalesef, soğuk algınlığım hala geçmedi. Bu yüzden tebliğimi bu noktada bitiriyorum. Dikkat buyurduğunuz için teşekkür ederim.







Yazıcıya Gönder
Yazıyı tavsiye et







 
Ziyaretçi IP: 38.107.191.97