mem

BİYOGRAFİ

GİRİŞ

İHTİYAÇLAR ve KAYNAKLAR

MİLLİ EKONOMİ MODELİ'NDE İNSAN

PARA NEDİR?

VERGİ

EMİSYON

SENYORAJ

FAİZ

DIŞ TİCARET

SONUÇ

Uluslararası Milli Ekonomi Modeli Kongresi '05 Kapanış Konuşması /
Prof. Dr. Haydar BAŞ
Türkçe English Russian German

Uluslararası Milli Ekonomi Modeli Kongresi '05 Sonuç Bildirgesi

Uluslararası Milli Ekonomi Modeli '07 Heidelberg Almanya kongresi görüntüleri






ONLINE: 37

Mustafa ÇINKI, Araştırmacı -Yazar
İktisat tarihi insanların yüzyıllar boyunca ihtiyaçlarını nasıl giderdiği konusuna ışık tutmaktadır. Ancak, ihtiyacın giderilmesi noktasında iktisat tarihi boyunca ileri sürülen teoriler ve bu teorilerin çıkış noktalarına dikkatlice bakıldığında, şu çarpıcı gerçeklerle karşılaşılmaktadır:

1. İktisat ve iktisat teorileri sömürgeci milletler tarafından yazılmış ve ileri sürülmüştür. İktisadi kuramların tamamı sömürgeci, soykırımcı başta İngiltere olmak üzere Anglo-Sakson kökenlidir.

2. Hıristiyan din adamları, papazlar iktisatın temel sujesi olan insan/nüfus/ihtiyaç kavramlarına ahlak dışı ve gayri insani olarak bakmışlar ve bunlar tarafından ileri sürülen bilim ve akıldışı aynı zamanda üstün ırkı tasarlayan (ırkçı) yaklaşımlar birer dogma olarak iktisat bilimi içerisine değişmezlik ilkesi içerisinde monte edilmiştir.

3. Bu milletler ihtiyaç ve bu ihtiyacın tatmini olgusuna sadece kendi çıkarları açısından bakmakta ve iktisat teorileri de sömürgeci, soykırımcı uygulamaların bir kılıfı olarak kullanılmaktadır.

4. Anglo-Sakson sömürgeci yaklaşım, iktisatı temel ihtiyaçlar (yiyecek ve barınma) arasında var olan doğal dengeyi açıklamaktan ziyade, doğal dengeyi bozucu ve kural koyanların daha az yada hiç çalışmayarak daha çok, daha iyi, daha lüks tüketmesini ve daha çok kazanarak daha zengin olmasını sağlayacak biçimde tasarlamıştır. Anglo-Sakson iktisadi yaklaşım hesapsız tüketimi, modaya uyarak tüketimi arttırmayı, insanın sadece kendisi için yaşamasını bir özgürlük, serbestlik olarak sunmakta bu çerçevede lüks yaşamı özendirmektedir.

5. Bugün okullarımızda okutulan iktisat özetle Anglo-Sakson kültürünün bir ifadesi olup küresel, kimliksiz, zorba bir imparatorluğun sınırları içerisinde her türlü insani duygudan uzak, güçlünün güçsüzü ortadan kaldırdığı bir düzende uygulanan ve uygulanacak olan kuralları içermekte, ulusal çıkarları, ulusal ekonomileri ve sosyal devlet kavramını göz ardı etmektedir.

Emperyalist, sömürgeci ve köleci kural koyanlar ihtiyacı tatmin eden kaynaklara ait mülkiyetin kendilerine ait olduğu iddiasındadır. Bu iddiayı yalın bir gerçeğe dönüştürme noktasında tüm çabalarını kendilerini daha güçlü kılacak,

1. Teknoloji ve teknolojik üstünlüğü elde tutma,
2. Fizik çevre (toprak ve toprak altı, denizler, ormanlar, nehirler) üzerinde sınırlar aşan etkinlik ve mülkiyet,
3. Küresel etkili ekonomik ve toplumsal kurumlar kurmak ve bunlar üzerinde egemenlik sağlamak, noktasında yoğunlaştırmışlardır.

Özetle; emperyalist batı sömürgeciliği yasal dayanağını, yaptığı iktisat tanımında vermektedir. Buna göre iktisat kıt kaynaklar ile sonsuz ihtiyaç arasında denge sağlama bilimidir. Oysa bugüne kadar iktisaden gelişmiş olan ve kendilerince kıt kaynakları sahiplenen Batı’nın sonsuz ihtiyacı karşılama konusunda bencil davrandığı açıktır. Küreselleşme ve kaynakların insanlığın ortak malıdır gibi yaklaşımlar; daha fazla, sınırsız ve çeşitlendirilmiş tüketime dayalı yaşamlarını sürdürebilmek için yeni kaynak arayışında olan Batı’nın kullandığı bir maske olarak değerlendirilmelidir.

Nitekim; ekonomik ve toplumsal kurumlar üzerinde egemenlik sağlayan emperyalist Anglo-Sakson-Amerikan ittifakı kapitalist iktisat modellerini kullanarak insanlığın önüne; kaynakların tamamına sahip olarak daha fazla zengin olabilmek, daha fazla tüketebilmek, mevcut refahlarını dünyanın diğer bölgelerindeki insanların aleyhine olacak şekilde arttırarak sürdürmek amaçlarını gerçekleştirmek üzere küreselleşme ideolojisini çözüm olarak dayatmıştır. Küreselleşme bu anlamda sömürgeciliğin yeni bir tanımıdır.

Küreselleşme; emperyalizmin ana motor gücü ABD ve AB tarafından dayatılan ve bir ulus devletin var olmasını sağlayan ulusal güç unsurlarının (toprak–toprak altı ve üstü doğal kaynaklar–nüfus ve ekonomik güç) hiçbir karşı şart ileri sürülmeksizin emperyalist güçlerin ulusötesi kartellerine teslim edilmesi işleminden ibaret bir teslimiyet protokolüdür.

Ülkemiz bu protokolle dayatılan şartları hükümetler aracılığıyla 1980’li yıllardan bu yana ulusal ekonomi ve ulus çıkarları hilafına kabul etmiş ve ulusal güç unsurlarını insanlık tarihinin en vahşi emperyalist devletleri olan İngiltere ve ABD’nin uluslarüstü kartellerinin eline teslim ederek Türk ulusu ve devletini yok edici bir yönetim tarzı benimsemişlerdir.

Bu çerçevede; ulusötesi sömürgeci sermaye ülkemiz içinde serbestçe dolaşır hale getirilerek, savunma sanayii, rafineri, iletişim, bancılık da dahil olmak üzere her sektörde mülkiyet ve imtiyaz edinim hakkına kavuşturulmuş, tekellerimizin kapıları ardına kadar sömürgeci sermayeye açılmıştır. Doğal kaynakların üretim ve tüketiminde ulusal ve toplumsal çıkarlar değil ulusötesi sermaye ve sömürgeci ülkelerin çıkarları gözetilir hale gelinmiş ve bunlara doğal kaynaklarımız üzerinde sınırsız tasarruf yetkisi tanınmıştır. Sömürgeci sermayeye doğrudan yabancı yatırım maskesi takılarak, bunların ülke içerisinde elde ettikleri kârın ülke dışına sınırsız bir şekilde taşımalarına seyirci kalmak bir yana bunu teşvik edici yasalar çıkarılmıştır. Herbiri bir devlet büyüklüğünde olan ulusötesi ve sömürgeci sermaye, cılız, takatsiz yerli sermaye ile eşit sayılarak yerli sermayedarın ve milletin ezilmesine seyirci kalındığı gibi, ulusal sınırlar içinde sömürgeci sermaye teşvik edilir hale getirilmiştir...

Ülkemizin içinde bulunduğu durum ve ülkeler için bir doğma niteliği kazandırılmış Batı kökenli iktisat karşısında;

Ulusal birlik ve bütünlüğümüze, Cumhuriyetimize yönelik tehdit ve tehlikeleri işaret ederek Türk ulusunu uyandırmaya ve bilgilendirmeye çalışan Sn. Prof. Dr. Haydar Baş bu kez de çözüm önerileriyle dolu Milli Ekonomi Modeli’yle Türk ulusu ve devletinin bağımsızlığını yeniden kazanması noktasında yol gösterici önemli bir görevi ifa ediyor. Ve bizlere ülkemizin içinde bulunduğu vahim durumdan kurtulması ve bağımsızlığımızın tekrar kazanılması noktasında; milletin ve devletin tam anlamıyla milli bir niteliğe kavuşması gerçeğini ortaya koyduğu gibi ulusal güç unsurlarımız olan “toprak–toprak altı ve üstü doğal kaynaklar–nüfus ve ekonomik gücün” bağımsızlığa giden yolda nasıl değerlendirilmesi gerektiği konusunu yalın bir biçimde anlatıyor.

Milli Ekonomi Modeli, ekonominin sadece bir meselesine odaklanmak yerine, bütüne odaklanmayı hedeflemiş, temel varsayımlarda hayal yerine mevcut gerçekler hareket noktası olarak kabul edilmiştir. Arz ve talep kavramlarına yeni açılımlar sağlamış, ihtiyaç ve kaynak olgularını yeniden tanımlamıştır. Model; kapitalist iktisat kavramını ters yüz eden “sınırsız imkanları, insanın sınırlı ihtiyaçları” şeklinde yeniden yapılan tanımı üzerine oturtulmuştur.

Bu bağlamda, Milli Ekonomi Modeli; Batı orijinli iktisat anlayışına karşı bir manifestolar niteliği de taşımaktadır. Model, manifestolarında milli bir devletin nasıl kaynak yaratacağını, yaratılan kaynakların nasıl kullanılması gerektiği konusunda mikro ve makro iktisadi yaklaşımlar altında yine buna dayalı iktisat ve maliye politikalarıyla birlikte vermektedir. Ayrıca teknoloji, fizik çevre ve devlet olguları üzerinde milli egemenliği öngörmektedir.

Mili Ekonomi Modeli’nde iktisatın temel sujesi olan insan/nüfus/ihtiyaç kavramlarına ahlak dışı ve gayri insani olarak Malthus’tan doğmalar yerine, ahlaki ve insani bir pencereden bakılarak, toplumun sadece bir kesiminin değil, toplumun bütün kesimlerinin hiç kimseye ve hiçbir yabancı güce el açmadan hayatını iademe ettirebilme yeteneği kazandırılması yaklaşımı benimsenmiştir.

Sayın Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli’nde devlet ve sosyal devlet tezi/eseri bu yolda atılmış en önemli adımlardan biridir. Bu eserin cesaretle açmış olduğu yolda, ülkemizin aydınları ve bilim adamlarının yürümesi, Milli Ekonomi Modeli üzerine yeni taşlar koyarak Türk devleti ve milletinin refahını, özgüvenini sağlayacak açılımlar sağlaması, ülkemizin içine sokulduğu sömürge ekonomisinden çıkılması noktasında artık bir zorunluluk halini almıştır.






Yazıcıya Gönder
Yazıyı tavsiye et







 
Ziyaretçi IP: 38.107.191.98